Yapılan yeni bir araştırmaya göre uzmanların gözünden sezaryen ve normal doğum...



Yapılan yeni bir araştırmaya göre uzmanların gözünden sezaryen ve normal doğum...

PLOS Medicine?de yayınlanan bu çalışma, üç ana sonuca odaklanıyor: Annede pelvik taban sorunları (idrar kaçırma gibi), çocukta astım ve sonraki hamileliklerde çocuk ölümü. Elde edilen en çarpıcı bulgular ise şöyle: Vajinal doğum ile karşılaştırıldığında, sezaryen doğum, idrar kaçırma ve vajinal sarkma riskini düşürüyor. Ancak sezaryen doğum ile dünyaya gelen çocuklarda, 12 yaşına dek astım riski artıyor ve sezaryen doğum sonrasındaki hamilelikler, yenidoğan ölümü ile olmasa da düşük ve ölü doğumlarla ilişkilendiriliyor.



Edinburgh Üniversitesi tarafından yürütülen çalışmanın sonuçları, farklı ülkelerden gelen geniş çaplı bir randomize-kontrollü çalışmadan ve 79 gözlemsel araştırmadan toplanan verilerin analizini temel alıyor.

Genel olarak bakıldığında, oldukça iyi yürütülmüş bir çalışma. Ancak bazı zayıf noktaları yok değil -hangi tip sezaryen olduğunu (acil mi yoksa planlı doğum mu) ya da operasyonun doğumun hangi aşamasında gerçekleştiğini göz önünde bulundurmamak gibi. (Doğumun geç evrelerinde sezaryen yapmak, genelde pelvik tabana farklı şekillerde zarar verir.)

İdrar kaçırma korkusu





Ancak sezaryen doğum ile ilişkilendirilen ve sonraki hamileliklerde gerçekleşen hayati risk faktörleri var: Düşük, ölü doğum ya da plasenta problemleri ?plasentanın doğum kanalını kaplaması, plasentanın rahim duvarlarına anormal bir şekilde girmesi ya da plasentanın doğumdan önce rahimden ayrılması? gibi.

Sezaryen doğum, çocukları da etkileyebiliyor. Yapılan bu son çalışmanın sonuçlarına göre, vajinal yollarla doğan çocuklara kıyasla sezaryenle dünyaya gelen çocuklarda, astım ve obezite riskinde artış görülüyor.

Riskler denk değil
Açıkça görülüyor ki idrar kaçırma riskini, ölü doğum riski ile karşılaştırmak akıl karı değil. Kadın doğum uzmanları, her iki doğum yönteminin risklerinin de farkındalar; dolayısıyla hastalara karar vermede yardımcı olmaları gerekiyor. Sezaryen doğum trendindeki artışı önleyebilmek adına, uzmanların bu bilginin hastalara aktarılışına dair sorumluluk alarak hastanın tüm doğurganlık hayatını göz önünde bulundurmaları ve sonraki gebeliklerdeki riskleri minimuma indirmeyi hedeflemeleri gerekiyor.

Hamileliklerdeki potansiyel risk faktörlerini dengelemek, doktorlar açısından eğitsel ve etik bir görev. Kadınlara daha fazla seçenek sunulurken, hastanın çalışmada ileri sürüldüğü gibi farklı sonuçlar arasında öncelik edinmelerine izin vermek, pek de etik ya da tavsiye edilebilir bir yaklaşım değil. Bunun yerine, hastaların tüm risk faktörleri konusunda bilgilendirilmeleri ve seçeneklerini bu bağlamlar üzerinden değerlendirmeleri gerekiyor.